Bazı yolculuklar bir yere varmak için başlar. Bazıları, insanın içinde taşıdıklarına bir biçim bulabilmesi için.
Bir ömürlük izler. Henüz yazılmamış bir gelecek.
“Birleştirdiğimiz her parçada, hayatın dağınık izleri var.”
I / SESSİZLİĞİN ÖĞRETTİĞİ
Önce ahşabı dinlemek.
Aslan Atelier’nin ardında, yıllarını Japonya’da saşimono üzerine çalışarak ve bu incelikli ahşap birleşim sanatında uzmanlaşarak geçirmiş bir tasarım yolculuğu var. O yıllarda öğrenilen yalnızca bir teknik değildi. Beklemek, tekrar denemek, bir parçayı zorlamadan ona ait yeri bulmak da bu öğrenimin parçasıydı.
Ahşabın yönünü, direncini ve sessizliğini anlamak… Birleşimin gücünü, parçaların birbirine gösterdiği uyumda aramak. Bugün atelier’nin üretime bakışında hâlâ o sabrın izi var.
II / SINIRLARIN ÖTESİNDE
Başka mekânlar, aynı arayış.
Bu birikim zamanla Avrupa ve Amerika’ya uzandı. Pek çok şirket ve tasarımcıyla yürütülen tasarım ve danışmanlık çalışmaları, farklı mekânların ve farklı hayatların dilini anlamaya açılan bir kapı oldu.
Her projede aynı soru yeniden soruldu: Bir nesne, bulunduğu yere nasıl ait olur? Bir yüzey, insanın içinde neden bir şeye dokunur? Cevaplar değişti; ayrıntıya gösterilen özen kaldı.
III / EVE DÖNÜŞ
Bazı dönüşler planlanmaz.
Sonra memlekette yaşanan üzücü bir yangın, bu yolculuğun yönünü değiştirdi. Ülkeye dönüş, takvimde belirlenmiş bir kararın değil, insanı köklerine çağıran bir acının ardından geldi.
O günden sonra üretmek, yaşananları söze dökmeden anlatmanın da bir yolu oldu. Yıllardır durmadan süren mücadelenin, uzakta edinilen ustalığın ve geride kalan izlerin bir araya geldiği yerde Aslan Atelier’nin bugünkü dili şekillendi.
IV / AHŞABIN İKİNCİ HAYATI
Geçmişi silmeden, yeniden.
Ahşap eserlerimizde yeni kereste kullanmıyoruz. Rusya’nın dağlarındaki eski bir dağ evinden, Karadeniz’de yüz yıllık bir yapıdan, Konya’da ya da doğuda sökülen bir evden gelen ahşaplarla çalışıyoruz. Bazen bir yangının ardından yeniden değerlendirilebilen bir parça da bu yolculuğa katılıyor.
Hiçbirinin hikâyesi tezgâhımızda başlamıyor. Bir zamanlar bir çatıyı taşımış, bir evin seslerini içinde tutmuş, yılların izini biriktirmiş oluyorlar. Biz damarları ve budakları izler, ahşabın karakterine kulak veririz. Geçmişinden taşıdığı izlerin, yeni biçiminde de hissedilmesini isteriz.
Bazı hikâyeler anlatılmaz. Bir yüzeyde, bir birleşimde, bir dokunuşta kendini hissettirir.